Ekmeleddin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekmeleddin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2014 Pazar

ADAYLARDAN HERHANGİ BİRİNE OY VERMEK, TESLİM OLMAK, EMPERYALİZMİN DAYATTIĞI KOŞULLARA BOYUN EĞİP MÜCADELEDEN VAZ GEÇMEK ANLAMINA GELİR

10 yıl geri gidin. Yok, yok… 20 yıl, 30 yıl, 35 yıl geri gidin. O yıllardan bu yıllara, yaptıklarım, söylediklerim, yazdıklarım arasında birbiriyle çelişen bir tek tutum, bir tek ifade bulamazsınız. 

Küreselleşmenin yükselen değerlerine, bilimsel teknolojik devrim saçmalığına, üniter devlet yapısının parçalanmasına, emperyalizme, namussuzluğa, iki yüzlülüğe hep karşı durdum. Türk devriminin ve Cumhuriyetin savunucusu oldum. 

Hiçbir zaman uzlaşmacı olmadım. Uzlaşmanın karşıdevrimin alanını genişletmesine fırsat vermek olduğuna inandım.

Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermem isteniyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylardan hiç birine oy vermeme kararı aldım. Bana göre Cumhurbaşkanlığı seçimi, milletin başına çuval geçirmek için düzenlenmiş bir oyundur. 

Ilımlı İslamın temsilcisi, 

Menderes’i demokrasi kahramanı/şehidi sayan, 

Cumhuriyeti “istibdat” (baskı rejimi) ilan eden, 

Bop Eş-Başkanı Erdoğan’ın projelerini güzel bulan ve sürdürmesini isteyen, 

Saidi Nursi Hazretleri diyen, 

Çözüm sürecini destekleyen, Çözüm paketi adı altında hükümete sınırsız yetki veren ve işlediği/işleyeceği suçlardan arındıran kanunu olumlu bulan,

Siyasi özerkliğin, “tabii ki ‘mahremiyet’ içinde ve meclis mutabakatı sağlanarak yapılabileceği düşüncesinde olduğunu” söyleyen…

Kısaca Küresel sermayenin savunucusu olan güçlerin Türkiye için düşündükleri ılımlı İslam modeline 

çok uygun, ve onun uygulayıcısı olacak; bu çerçevede Türkiye’ye bölgesinde verilecek görevleri eksiksiz yapacak…

Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermem isteniyor. 
Vermiyorum. Kafamı kendi isteğimle çuvala sokmayacağım. 

Türkiye’nin emperyalizmin istekleri doğrultusunda şekillendirilmesine onay vermeyeceğim.

“Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy verelim, Tayyip Erdoğan kaybetsin, mücadele alanımız genişler. Gerekirse onunla da mücadele ederiz.” diyenlere bir çift sözüm var: 

Emperyalizmin sizin için çizdiği yolda yürüyerek, size açtığı alanda mücadele edemez, debelenirsiniz. Mücadele etmekte kararlıysanız, kendi yolunuzu kendiniz çizeceksiniz. Kendi açtığınız alanda mücadelenizi sürdüreceksiniz. 

Bu koşullarda, Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek, teslim olmak, emperyalizmin dayattığı koşullara boyun eğip mücadeleden vaz geçmek anlamına gelir. Ülkesini düşmana teslim etmiş bir millet konumuna düşersiniz. Kısa sürede millet olma vasfını da yitirirsiniz.

Ender Erdemil

Ehven-i şeri seçen Mustafa Kemal değildi

Ender Erdemil
Açık İstihbarat'ta yayınlanan, "Ehven-i Şeri Seçmelisin; Aynen Mustafa Kemal gibi"   ( http://www.acikistihbarat.com/haberdetay.aspx?id=10498 ) başlıklı yazıda yazar; biz, Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy vermeyenleri "utanmaya" çağırıyor. Mustafa Kemâl Paşa'nın Samsun'a çıkarken ehven-i şeri seçtiğini ileri sürüp, bize de de ehven-i şeri seçmemizi öğütlüyor. Aşağıda tırnak içindeki ifadeler o yazının yazarına ait.
"Mustafa Kemal o sözü, tarihin en kritik zamanında "ehven-i şeri" seçtiği  için söyleyebildi.
Nişantaşı'ndaki evine gelenler, İstanbul'da bir şeyler yapması için onu teşvik ederken o sustu, bizzat Padişah'tan yetki aldı ve ZAMAN KAZANMAK İÇİN resmi yetki ile Samsun'a çıktı.
Anadolu'da gücünü topladıktan sonra "Ehven-i şeri" seçmeme lüksüne kavuştu.
Samsun, Mustafa Kemal'in ehven-i şer'i idi."
Tarih, onu eline alanın istediği gibi sonuçlar çıkaracağı metinler bütünü değildir. Nutuk'u okuyan, Mustafa Kemâl Paşa'nın hayatının hiç bir döneminde ehven-i şerlere yakın olmadığını görür. Ancak, pek çok aydın geçinen gibi Nutuk'u hiç okumadan Atatürkçü kesilenlere yutturabilirsiniz tarih üzerindeki öznel yorumlarınızı.
Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkışı, ve çıkışını sağlayan görevlendirme konusuna şöyle açıklık getiriyor:
"Atatürk Nutuk'ta bu "Samsun'a gidiş" konusuna şöyle açıklık getirmiştir: "Onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler, ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe 'Samsun ve dolaylarındaki güvenlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun'a kadar gitmem idi. Ben bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O tarihte genelkurmayda bulunan ve benim maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular. Yetki konusu ile ilgili emri de ben kendim yazdırdım. Hatta Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan sonra imzalamaya çekinmiş, anlaşılır, anlaşılmaz bir biçimde mührünü basmıştır." (Atatürk'ün Samsun'a çıkışı ve Vahdettin, Haber Güncel, 16 Temmuz 2014) Yazının bütününü okumanızı öneririm. http://haberguncel.blogspot.com.tr/2012/05/vahdettin-dosyasi-7-ataturkun-samsuna.html
Anlaşılacağı üzere Ehven-i şeri seçen Mustafa Kemal Paşa değil, Osmanlı Hükümeti, İngilizler ve Vahdettin'di.
Yazar, "Senin Samsun'un ise bütün aksamalarına rağmen ağır aksak bir demokrasi ve onun pratikteki yansıması olan Parlamento." ifadeleriyle de var olan koşullardaki Samsun'u gösterme çabasında. Ancak unuttuğu bir şey var. Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday gösteren muhalefet partisi liderleri, Türkiye'ye düşman küresel güçlerin saflarına geçtiklerini ilan ettiler. Parti disiplini ve başka baskı araçlarıyla da partilerinin milletvekillerini, bu doğrultuda davranmaya zorluyorlar. Bu nedenle yazarın Parlamento olarak adlandırdığı TBMM bizim için ancak içinde bazı millici unsurları barındıran Meclis-i Mebusan'dır.
Yazının başından beri zekamızı küçük gören yazar, aşağıdaki ifadelerle de bize cahil diyor ve utanmaya davet ediyor:
"Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ne olduğunu bize anlatma; biraz utanman olsun.
2004 yılından beri küresel güçlerin ve Türkiye'deki uzantılarına yönelik onbinlerce yazı yayınlayan bu sitenin bütün yazarları "Ergenekon"'dan içeri alındı bilmez misin?
"Ergenekon"'un o Nemrut Mustafa divanından bu yazarların yüzlerce sene hapis cezası aldığını bilmez misin?
Bize mi emperyalizmi anlatıyorsun; bize mi Erdoğan'la mücadeleyi anlatıyorsun?
Cahil olmaman utanma duygusundan muaf olduğun anlamına gelmez; utan."
Ergenekon'dan içeri alınmak, yüzlerve yıl ceza almak, sizleri "allame-i cihan" yapmaz. Tarihi, Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü bizden iyi bildiğinizi göstermez. Emperyalizme karşı mücadelede "doğru yerde durduğunuzun" göstergesi değildir Ergenekon'dan hapse girmek, ceza almak.
Unutmayın, Libya'da ABD adına Kaddafi'ye karşı savaşanların başını çekenlerin pek çoğu  Guantanamo'da 6 yıl yatmışlardı...
Yazar:
"İhsanoğlu Coca-Cola'nın , MOSSAD'ın , ABD'nin , İngiltere'nin ve bilimum emperyal güçlerin ajanı da olsa seçmek zorundayız..."
İfadeleriyle kendince kafamızı çuvala sokmanın kaçınılmazlığının altını çiziyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu, Milli iradeyi kırmak, millete; vereceği oylarla Laik Cumhuriyetin yerine ılımlı İslamın geçmesini; küresel güçlerin bölgede yürüttüğü sözüm ona "demokrasi getirme" projesini, bu proje çerçevesinde Türkiye'ye verilen görevi onaylatma projesidir.
Biz, oyumuzu Ekmeleddin İhsanoğlu da dahil hiç bir adaya vermeyerek milli bir duruş sergileyeceğiz. Bizce Samsun'a çıkış budur.
Siz de hem kafanızı gönüllü olarak çuvala sokup hem de bizi utanmaya davet etmeyin yavuz hırsız misali...
Ender Erdemil, 16 Temmuz 2014

Ekmeleddin’e muhtaç mıyız?

Eyvah bu bâzîçede(oyunda)  bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık
Ziya Paşa

ender erdemil
En ağır şey, düşmana muhtaç olmaktır. Düşünün, kuyunuzu kazmaya niyetli birine, kendi deyiminizle geçici bir süre için muhtaç hissediyorsunuz kendinizi. O sizin elinizden tutacak, içine düştüğünüz çukurdan çıkaracak. Oysa biliyorsunuz ki, elinizden tutmasını beklediğinizi kişi sizin kuyunuzu kazanların içindedir. Onların düşüncelerinin savunucusu eylemlerinin destekçisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu da Ekmeleddin İhsanoğlu'nu Cumhurbaşkanlığına aday olarak açıkladıktan sonra ona "muhtaç olduğumuz" algısını yarattı.
Bu algının yaratılmasında kuşkusuz, Tayyip Erdoğan'ın korkutucu görüntüsünün rolü büyüktü.

Tayyip Erdoğan, başbakan olduğu süre içerisinde yaptıklarıyla milletin gözünü korkutmuş; yaptıkları, erki tümüyle ele geçirdiğinde yapacaklarının habercisi olmuştu.

Oysa gözden kaçan, Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu yılar içinde erki tamamen ele geçirdiğiydi. Gülen Cemaatiyle işbirliği içinde hesapsızca kullandığı erk, Cemaatle ilişkileri bozulduğunda sınırlanmış gibi göründü. Cemaatle Erdoğan arasındaki erki ele geçirme savaşı, Erdoğan'ın elini kolunu bağlamış gibi göründü topluma. 

Erdoğan'ın elindeki gücün sınırlanmış görünmesi," Cumhurbaşkanı olursa anamızı ağlatır" algısının da temel dayanaklarından biri oldu.
Bütün bu koşullar; ona göre daha ılımlı, okumuş yazmış bir kişinin kurtarıcı konumuna oturtulması için yeterli sayıldı. Ancak, "kurtarıcı" sadece "kurtarma" yöntemleriyle Başbakan'dan ayrılıyordu. Yol aynıydı. Cumhuriyet'i ortadan kaldırma hedefi aynıydı. Bunu da "Başbakanın başbakanlığını beğeniyorum. Güzel projelerini sürdürmesini istiyorum." sözleriyle ilan etti kurtarıcı.
Kurtarıcı, Menderes'in mezarını ziyareti sırasında Menderes'i demokrasi kahramanı ilan edip, ondan önceki CHP yönetimini "Mutlakiyet" olarak tanımladı. Onun bu tanımının Cumhuriyet'in ilk 15 yılını da kapsadığını "Cumhuriyet'i eli sopalı" olarak tanımladığı önceki demeçlerinden / verdiği röportajlardan anlıyoruz.

Kurtarıcımız Ekmeleddin İhsanoğlu, Atatürk'ün kurduğu laik Cumhuriyetten pek hoşlanmıyordu. Bunda Babasının laik Türkiye Cumhuriyeti tarafından yurdu terketmek zorunda bırakılmasının da etkisi var mıydı bilemiyoruz.
Menderes'in laik Cumhuriyet'i yıkmak için elinden geleni yaptığını ancak başarılı olamadığını biliyoruz. "İnkılâpların millete mal olmuşları yaşayacak" dediğini, Millete mal olmamışlar olarak tanımladıkları  arasında da Laikliğin olduğunu biliyoruz. Kısa bir gözlemle, Menderes'in yapmaya çalışıp beceremediklerini bugün Tayyip Erdoğan'ın tek tek hayata geçirdiğini görebiliyoruz. Anlıyoruz ki Menderes'le başlayan laik Cumhuriyetin ortadan kaldırılması süreci kesintiye uğramamıştır. Süreç bugün de Tayyip Erdoğan tarafından yürütülmektedir.

Ekmeleddin İhsanoğlu, yukarıda anlattıklarımızdan anlaşılacağı gibi; laik Cumhuriyet'in yıkılma sürecini "Güzel projeler" olarak tanımlamakta, sürdürülmesinden yana olduğunu söylemektedir.
Türkiye'yi Erdoğan'ın zulmünden kurtaracağı söylenen "kurtarıcının" gerçek kimliği budur.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu "kurtarıcı" yı aday olarak belirlerken ve başka bir aday çıkarılmasının önünü baskı yaparak keserken bunları bilmiyor muydu?

Ya "kurtarıcıya" dört elle sarılan Atatürkçüler, Cumhuriyet savunucuları, devrimciler Ekmeleddin Bey'in gerçek kimliğini hala anlamadılar mı?
Selahattin Demirtaş'ı (var oluşu nedeniyle) tartışma dışında tutarsak, iki aday kalyıyor. İkisi de Türkiye'yi İslam devleti olarak görmek istiyor. İkisi de İslam devletini yöneten olarak olarak bölgede ABD'nin vereceği görevleri yapmaya talip. Batı da zaten Türkiye'den bir ılımlı İslam devleti olmasını ve bölgesinde kendisine verilecek görevleri yerine getirmesini bekliyor.
Bu durumda adaylardan birini diğeriyle kıyaslayıp "kurtarıcı" olarak görmek ne kadar gerçekçidir?

Bu adaylardan herhangi birine oy vermek, "ılımlı islamı" kabullenmek, ABD'nin bölgede yürüttüğü politikaların uygulayıcısı olarak görevlendirilmeye onay vermek değil midir?

Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy vermeyi "kurtuluş" olarak görenler onun demeçlerinin "umut verici" bölümlerini duymayı tercih ediyorlar. Atatürkçülerin, Cumhuriyet savunucularının kabul edemeyeceği bölümlerini duymamış gibi yapıyorlar. Hatırlattığımızda tepki gösteriyorlar. Tayyip Erdoğan'a çalışmakla, vatan hainliğiyle suçluyorlar bizi. Bunun doğru olmadığını biliyorlar. İçleri rahat değil. Biz de bunu biliyoruz.

Anlaşılmayan şudur: Hangi psikolojidir ki sizi Eklmeleddin İhsanoğlu'nun bazı sözlerine kulaklarınızı, yaptıklarına gözlerinizi kapatmanızı sağlıyor? hangi psikoloji sizi bilerek ve isteyerek ateşin içine dalmaya zorluyor?

Yenilmişlik psikolojisi; buna bağlı olarak çaresizlik ve mücadele azminin yitirilişi midir?

Avcısına yakalanan yabanıl hayvanlarda olduğu gibi adrenaliniz çok yükseldi de teslimiyeti kabul edip, acıyı hissetmez mi oldunuz?

22 Temmuz 2014 Ender Erdemil    





Ekmeleddin efendi...

ender erdemil

Geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanlığı seçimleri için gökten zembille bir aday indirildi. Ekmeleddin İhsanoğlu efendi...

CHP Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu; her ne kadar parti organlarımızda görüştük, sivil toplum kuruluşlarının onayını aldık dese de, anlaşıldı ki söyledikleri gerçek dışı. Ekmeleddin efedi, gökten zembille inmiş, "talimatla" aday edilmişti.

Tepki gösteren milletvekillerinin ortak ifadesi: "Ekmeleddin İhsanoğlu, yaptığımız toplantılarda üzerinde anlaştığımız aday kriterlerine uymuyor."
Adayın niteliği ile en doğru açıklamayı Şafak Pavey yaptı: "Türkiye sosyolojik bir değişim geçiriyor. Adayın profili de bu değişime uyuyor..."

Adayın kimliği, özgeçmişi, babasının Türk vatandaşlığından çıkarıldığı vb pek çok konuda çok şey yazıldı. Tekrar yazmanın gereği yoktur.
Adayın kimliği ile ilgili dikkat çekici birkaç unsur var tespit edebildiğim:
Ekmeleddin efendi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gibi EXETER'de (İngiltere) yetiştirilmiş. Küresel politikaları belirleyen güçlerle çok güçlü bağları var. ABD ile başında bulunduğu İslam Konferansı Örgütünün işbirliği yapacağı alanları ABD Başkanının Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısıyla görüşüyor. Uğur Mumcu'nun yazdığına göre, İslam Konferansı örgütünün S. Arabistan sermayesi ile yakın işbirliği var.

İslam kalkınma Örgütüne Dubai Şeyhi 10 milyar Dolar, S. Arabistan da 2 Milyar Dolar destek veriyor.

Ekmeleddin efendi, Suriye konusunda da zamanın ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Ahmet Davutoğlu gibi düşünüyor. Esad'ı ne olursa olsun devirmek isteyen Suriye'nin Dostları toplantısına katılıyor. Yazdığı makalelerde, "Suriye sivil halka vahşeti durdurmalıdır." diyor. Beşer Esad'ın hemen istifa etmesi gerektiğini savunuyor.

İslam Konferansı Örgütünün yönetimi kitle imha silahları konusunda Suriye'ye gönderdiği gözlemcilerin Suriye lehine verdikleri "olumlu" raporu beğenmiyor. Toplantılar sulandırılıyor, bu konuda bir karar çıkarılamıyor... 
Ekmeleddin efendi, aldığı eğitim, ve yaptığı işlerle ılımlı İslamın önemli bir temsicisi. Ve tam anlamıyla dünyayı biçimlendirmek isteyen küresel güçlerin amaçları doğrultusunda davranan biri...

Şafak Pavey ne demişti? "Türkiye sosyolojik bir değişim geçiriyor..."
Anlaşılıyor ki, Türkiye sosyolojik bir değişimi gökten zembille inen ılımlı İslamcı Cumhurbaşkanı adayının ellerinde geçirecek. Belki onun başkanlığında bir "federatif yapı" oluşturularak Türkiye Cumhuriyetine veda edilecek.

Gelelim konunun can alıcı yönüne: CHP Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bütün bu anlattıklarımı bilmiyor mu? Bilmemeleri mümkün değil. Bu nedenle Ekmeleddin efendi'nin "talimatla" aday edildiğini yazdım. Talimatı da duyduğum kadarıyla Kemal Derviş getirmiş.

Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Türkiye'nin "sosyolojik bir değişim geçirmesi" için gereğini yapıyorlar. Seçmenlerinin önüne Türkiye'yi küresel güçlere teslim etmekten başka bir seçeneğin konmamasını sağlıyorlar.

Seçmen ikilemdedir. Ya Tayyip Erdoğan, yada Ekmeleddin efendi.
Cumhurbaşkanlığı seçimini bu hale getirmek, Türkiye'ye yapılmış en büyük kötülüktür. Cumhuriyet Halk Partisinin de parçalanmasına yol açacaktır. Kemâl Kılıçdaroğlu da partisini dağıtan genel başkan olarak tarihe geçecektir.
Bundan sonra safların iyi belirlenmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyetini küresel güçlere teslim etmek istemeyen güçler bir araya gelmeli, kendi adaylarını çıkarmalıdır.

Doğru mücadele, sizin için çizilen yolda yürüyerek değil, kendi yolunuzu kendiniz çizerek yürüttüğünüz mücadeledir.
Ender Erdemil 17 Haziran 2014