10 yıl geri gidin. Yok, yok… 20 yıl, 30 yıl, 35 yıl geri gidin. O yıllardan bu yıllara, yaptıklarım, söylediklerim, yazdıklarım arasında birbiriyle çelişen bir tek tutum, bir tek ifade bulamazsınız.
Küreselleşmenin yükselen değerlerine, bilimsel teknolojik devrim saçmalığına, üniter devlet yapısının parçalanmasına, emperyalizme, namussuzluğa, iki yüzlülüğe hep karşı durdum. Türk devriminin ve Cumhuriyetin savunucusu oldum.
Hiçbir zaman uzlaşmacı olmadım. Uzlaşmanın karşıdevrimin alanını genişletmesine fırsat vermek olduğuna inandım.
Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermem isteniyor.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylardan hiç birine oy vermeme kararı aldım. Bana göre Cumhurbaşkanlığı seçimi, milletin başına çuval geçirmek için düzenlenmiş bir oyundur.
Ilımlı İslamın temsilcisi,
Menderes’i demokrasi kahramanı/şehidi sayan,
Cumhuriyeti “istibdat” (baskı rejimi) ilan eden,
Bop Eş-Başkanı Erdoğan’ın projelerini güzel bulan ve sürdürmesini isteyen,
Saidi Nursi Hazretleri diyen,
Çözüm sürecini destekleyen, Çözüm paketi adı altında hükümete sınırsız yetki veren ve işlediği/işleyeceği suçlardan arındıran kanunu olumlu bulan,
Siyasi özerkliğin, “tabii ki ‘mahremiyet’ içinde ve meclis mutabakatı sağlanarak yapılabileceği düşüncesinde olduğunu” söyleyen…
Kısaca Küresel sermayenin savunucusu olan güçlerin Türkiye için düşündükleri ılımlı İslam modeline
çok uygun, ve onun uygulayıcısı olacak; bu çerçevede Türkiye’ye bölgesinde verilecek görevleri eksiksiz yapacak…
Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermem isteniyor.
Vermiyorum. Kafamı kendi isteğimle çuvala sokmayacağım.
Türkiye’nin emperyalizmin istekleri doğrultusunda şekillendirilmesine onay vermeyeceğim.
“Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy verelim, Tayyip Erdoğan kaybetsin, mücadele alanımız genişler. Gerekirse onunla da mücadele ederiz.” diyenlere bir çift sözüm var:
Emperyalizmin sizin için çizdiği yolda yürüyerek, size açtığı alanda mücadele edemez, debelenirsiniz. Mücadele etmekte kararlıysanız, kendi yolunuzu kendiniz çizeceksiniz. Kendi açtığınız alanda mücadelenizi sürdüreceksiniz.
Bu koşullarda, Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek, teslim olmak, emperyalizmin dayattığı koşullara boyun eğip mücadeleden vaz geçmek anlamına gelir. Ülkesini düşmana teslim etmiş bir millet konumuna düşersiniz. Kısa sürede millet olma vasfını da yitirirsiniz.
Ender Erdemil
Ekmeleddin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekmeleddin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Ağustos 2014 Pazar
Ehven-i şeri seçen Mustafa Kemal değildi
Ender Erdemil
Açık İstihbarat'ta yayınlanan, "Ehven-i Şeri Seçmelisin; Aynen Mustafa Kemal gibi" ( http://www.acikistihbarat.com/haberdetay.aspx?id=10498 ) başlıklı yazıda yazar; biz, Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy vermeyenleri "utanmaya" çağırıyor. Mustafa Kemâl Paşa'nın Samsun'a çıkarken ehven-i şeri seçtiğini ileri sürüp, bize de de ehven-i şeri seçmemizi öğütlüyor. Aşağıda tırnak içindeki ifadeler o yazının yazarına ait.
"Mustafa Kemal o sözü, tarihin en kritik zamanında "ehven-i şeri" seçtiği için söyleyebildi.
Nişantaşı'ndaki evine gelenler, İstanbul'da bir şeyler yapması için onu teşvik ederken o sustu, bizzat Padişah'tan yetki aldı ve ZAMAN KAZANMAK İÇİN resmi yetki ile Samsun'a çıktı.
Anadolu'da gücünü topladıktan sonra "Ehven-i şeri" seçmeme lüksüne kavuştu.
Samsun, Mustafa Kemal'in ehven-i şer'i idi."
Tarih, onu eline alanın istediği gibi sonuçlar çıkaracağı metinler bütünü değildir. Nutuk'u okuyan, Mustafa Kemâl Paşa'nın hayatının hiç bir döneminde ehven-i şerlere yakın olmadığını görür. Ancak, pek çok aydın geçinen gibi Nutuk'u hiç okumadan Atatürkçü kesilenlere yutturabilirsiniz tarih üzerindeki öznel yorumlarınızı.
Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkışı, ve çıkışını sağlayan görevlendirme konusuna şöyle açıklık getiriyor:
"Atatürk Nutuk'ta bu "Samsun'a gidiş" konusuna şöyle açıklık getirmiştir: "Onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler, ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe 'Samsun ve dolaylarındaki güvenlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun'a kadar gitmem idi. Ben bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O tarihte genelkurmayda bulunan ve benim maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular. Yetki konusu ile ilgili emri de ben kendim yazdırdım. Hatta Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan sonra imzalamaya çekinmiş, anlaşılır, anlaşılmaz bir biçimde mührünü basmıştır." (Atatürk'ün Samsun'a çıkışı ve Vahdettin, Haber Güncel, 16 Temmuz 2014) Yazının bütününü okumanızı öneririm. http://haberguncel.blogspot.com.tr/2012/05/vahdettin-dosyasi-7-ataturkun-samsuna.html
Anlaşılacağı üzere Ehven-i şeri seçen Mustafa Kemal Paşa değil, Osmanlı Hükümeti, İngilizler ve Vahdettin'di.
Yazar, "Senin Samsun'un ise bütün aksamalarına rağmen ağır aksak bir demokrasi ve onun pratikteki yansıması olan Parlamento." ifadeleriyle de var olan koşullardaki Samsun'u gösterme çabasında. Ancak unuttuğu bir şey var. Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday gösteren muhalefet partisi liderleri, Türkiye'ye düşman küresel güçlerin saflarına geçtiklerini ilan ettiler. Parti disiplini ve başka baskı araçlarıyla da partilerinin milletvekillerini, bu doğrultuda davranmaya zorluyorlar. Bu nedenle yazarın Parlamento olarak adlandırdığı TBMM bizim için ancak içinde bazı millici unsurları barındıran Meclis-i Mebusan'dır.
Yazının başından beri zekamızı küçük gören yazar, aşağıdaki ifadelerle de bize cahil diyor ve utanmaya davet ediyor:
"Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ne olduğunu bize anlatma; biraz utanman olsun.
2004 yılından beri küresel güçlerin ve Türkiye'deki uzantılarına yönelik onbinlerce yazı yayınlayan bu sitenin bütün yazarları "Ergenekon"'dan içeri alındı bilmez misin?
"Ergenekon"'un o Nemrut Mustafa divanından bu yazarların yüzlerce sene hapis cezası aldığını bilmez misin?
Bize mi emperyalizmi anlatıyorsun; bize mi Erdoğan'la mücadeleyi anlatıyorsun?
Cahil olmaman utanma duygusundan muaf olduğun anlamına gelmez; utan."
Ergenekon'dan içeri alınmak, yüzlerve yıl ceza almak, sizleri "allame-i cihan" yapmaz. Tarihi, Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü bizden iyi bildiğinizi göstermez. Emperyalizme karşı mücadelede "doğru yerde durduğunuzun" göstergesi değildir Ergenekon'dan hapse girmek, ceza almak.
Unutmayın, Libya'da ABD adına Kaddafi'ye karşı savaşanların başını çekenlerin pek çoğu Guantanamo'da 6 yıl yatmışlardı...
Yazar:
"İhsanoğlu Coca-Cola'nın , MOSSAD'ın , ABD'nin , İngiltere'nin ve bilimum emperyal güçlerin ajanı da olsa seçmek zorundayız..."
İfadeleriyle kendince kafamızı çuvala sokmanın kaçınılmazlığının altını çiziyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu, Milli iradeyi kırmak, millete; vereceği oylarla Laik Cumhuriyetin yerine ılımlı İslamın geçmesini; küresel güçlerin bölgede yürüttüğü sözüm ona "demokrasi getirme" projesini, bu proje çerçevesinde Türkiye'ye verilen görevi onaylatma projesidir.
Biz, oyumuzu Ekmeleddin İhsanoğlu da dahil hiç bir adaya vermeyerek milli bir duruş sergileyeceğiz. Bizce Samsun'a çıkış budur.
Siz de hem kafanızı gönüllü olarak çuvala sokup hem de bizi utanmaya davet etmeyin yavuz hırsız misali...
Ender Erdemil, 16 Temmuz 2014
Açık İstihbarat'ta yayınlanan, "Ehven-i Şeri Seçmelisin; Aynen Mustafa Kemal gibi" ( http://www.acikistihbarat.com/haberdetay.aspx?id=10498 ) başlıklı yazıda yazar; biz, Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy vermeyenleri "utanmaya" çağırıyor. Mustafa Kemâl Paşa'nın Samsun'a çıkarken ehven-i şeri seçtiğini ileri sürüp, bize de de ehven-i şeri seçmemizi öğütlüyor. Aşağıda tırnak içindeki ifadeler o yazının yazarına ait.
"Mustafa Kemal o sözü, tarihin en kritik zamanında "ehven-i şeri" seçtiği için söyleyebildi.
Nişantaşı'ndaki evine gelenler, İstanbul'da bir şeyler yapması için onu teşvik ederken o sustu, bizzat Padişah'tan yetki aldı ve ZAMAN KAZANMAK İÇİN resmi yetki ile Samsun'a çıktı.
Anadolu'da gücünü topladıktan sonra "Ehven-i şeri" seçmeme lüksüne kavuştu.
Samsun, Mustafa Kemal'in ehven-i şer'i idi."
Tarih, onu eline alanın istediği gibi sonuçlar çıkaracağı metinler bütünü değildir. Nutuk'u okuyan, Mustafa Kemâl Paşa'nın hayatının hiç bir döneminde ehven-i şerlere yakın olmadığını görür. Ancak, pek çok aydın geçinen gibi Nutuk'u hiç okumadan Atatürkçü kesilenlere yutturabilirsiniz tarih üzerindeki öznel yorumlarınızı.
Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkışı, ve çıkışını sağlayan görevlendirme konusuna şöyle açıklık getiriyor:
"Atatürk Nutuk'ta bu "Samsun'a gidiş" konusuna şöyle açıklık getirmiştir: "Onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler, ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe 'Samsun ve dolaylarındaki güvenlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun'a kadar gitmem idi. Ben bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O tarihte genelkurmayda bulunan ve benim maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular. Yetki konusu ile ilgili emri de ben kendim yazdırdım. Hatta Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan sonra imzalamaya çekinmiş, anlaşılır, anlaşılmaz bir biçimde mührünü basmıştır." (Atatürk'ün Samsun'a çıkışı ve Vahdettin, Haber Güncel, 16 Temmuz 2014) Yazının bütününü okumanızı öneririm. http://haberguncel.blogspot.com.tr/2012/05/vahdettin-dosyasi-7-ataturkun-samsuna.html
Anlaşılacağı üzere Ehven-i şeri seçen Mustafa Kemal Paşa değil, Osmanlı Hükümeti, İngilizler ve Vahdettin'di.
Yazar, "Senin Samsun'un ise bütün aksamalarına rağmen ağır aksak bir demokrasi ve onun pratikteki yansıması olan Parlamento." ifadeleriyle de var olan koşullardaki Samsun'u gösterme çabasında. Ancak unuttuğu bir şey var. Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday gösteren muhalefet partisi liderleri, Türkiye'ye düşman küresel güçlerin saflarına geçtiklerini ilan ettiler. Parti disiplini ve başka baskı araçlarıyla da partilerinin milletvekillerini, bu doğrultuda davranmaya zorluyorlar. Bu nedenle yazarın Parlamento olarak adlandırdığı TBMM bizim için ancak içinde bazı millici unsurları barındıran Meclis-i Mebusan'dır.
Yazının başından beri zekamızı küçük gören yazar, aşağıdaki ifadelerle de bize cahil diyor ve utanmaya davet ediyor:
"Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ne olduğunu bize anlatma; biraz utanman olsun.
2004 yılından beri küresel güçlerin ve Türkiye'deki uzantılarına yönelik onbinlerce yazı yayınlayan bu sitenin bütün yazarları "Ergenekon"'dan içeri alındı bilmez misin?
"Ergenekon"'un o Nemrut Mustafa divanından bu yazarların yüzlerce sene hapis cezası aldığını bilmez misin?
Bize mi emperyalizmi anlatıyorsun; bize mi Erdoğan'la mücadeleyi anlatıyorsun?
Cahil olmaman utanma duygusundan muaf olduğun anlamına gelmez; utan."
Ergenekon'dan içeri alınmak, yüzlerve yıl ceza almak, sizleri "allame-i cihan" yapmaz. Tarihi, Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü bizden iyi bildiğinizi göstermez. Emperyalizme karşı mücadelede "doğru yerde durduğunuzun" göstergesi değildir Ergenekon'dan hapse girmek, ceza almak.
Unutmayın, Libya'da ABD adına Kaddafi'ye karşı savaşanların başını çekenlerin pek çoğu Guantanamo'da 6 yıl yatmışlardı...
Yazar:
"İhsanoğlu Coca-Cola'nın , MOSSAD'ın , ABD'nin , İngiltere'nin ve bilimum emperyal güçlerin ajanı da olsa seçmek zorundayız..."
İfadeleriyle kendince kafamızı çuvala sokmanın kaçınılmazlığının altını çiziyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu, Milli iradeyi kırmak, millete; vereceği oylarla Laik Cumhuriyetin yerine ılımlı İslamın geçmesini; küresel güçlerin bölgede yürüttüğü sözüm ona "demokrasi getirme" projesini, bu proje çerçevesinde Türkiye'ye verilen görevi onaylatma projesidir.
Biz, oyumuzu Ekmeleddin İhsanoğlu da dahil hiç bir adaya vermeyerek milli bir duruş sergileyeceğiz. Bizce Samsun'a çıkış budur.
Siz de hem kafanızı gönüllü olarak çuvala sokup hem de bizi utanmaya davet etmeyin yavuz hırsız misali...
Ender Erdemil, 16 Temmuz 2014
Ekmeleddin’e muhtaç mıyız?
Eyvah bu bâzîçede(oyunda)
bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada
bilmem ne kazandık
Ziya Paşa
ender erdemil
En ağır şey, düşmana
muhtaç olmaktır. Düşünün, kuyunuzu kazmaya niyetli birine, kendi deyiminizle
geçici bir süre için muhtaç hissediyorsunuz kendinizi. O sizin elinizden
tutacak, içine düştüğünüz çukurdan çıkaracak. Oysa biliyorsunuz ki, elinizden
tutmasını beklediğinizi kişi sizin kuyunuzu kazanların içindedir. Onların
düşüncelerinin savunucusu eylemlerinin destekçisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu da Ekmeleddin İhsanoğlu'nu Cumhurbaşkanlığına
aday olarak açıkladıktan sonra ona "muhtaç olduğumuz" algısını
yarattı.
Bu algının yaratılmasında
kuşkusuz, Tayyip Erdoğan'ın korkutucu görüntüsünün rolü büyüktü.
Tayyip Erdoğan, başbakan
olduğu süre içerisinde yaptıklarıyla milletin gözünü korkutmuş; yaptıkları,
erki tümüyle ele geçirdiğinde yapacaklarının habercisi olmuştu.
Oysa gözden kaçan, Tayyip
Erdoğan'ın başbakan olduğu yılar içinde erki tamamen ele geçirdiğiydi. Gülen
Cemaatiyle işbirliği içinde hesapsızca kullandığı erk, Cemaatle ilişkileri
bozulduğunda sınırlanmış gibi göründü. Cemaatle Erdoğan arasındaki erki ele
geçirme savaşı, Erdoğan'ın elini kolunu bağlamış gibi göründü topluma.
Erdoğan'ın elindeki gücün
sınırlanmış görünmesi," Cumhurbaşkanı olursa anamızı ağlatır"
algısının da temel dayanaklarından biri oldu.
Bütün bu koşullar; ona
göre daha ılımlı, okumuş yazmış bir kişinin kurtarıcı konumuna oturtulması için
yeterli sayıldı. Ancak, "kurtarıcı" sadece "kurtarma"
yöntemleriyle Başbakan'dan ayrılıyordu. Yol aynıydı. Cumhuriyet'i ortadan
kaldırma hedefi aynıydı. Bunu da "Başbakanın başbakanlığını beğeniyorum.
Güzel projelerini sürdürmesini istiyorum." sözleriyle ilan etti kurtarıcı.
Kurtarıcı, Menderes'in
mezarını ziyareti sırasında Menderes'i demokrasi kahramanı ilan edip, ondan
önceki CHP yönetimini "Mutlakiyet" olarak tanımladı. Onun bu
tanımının Cumhuriyet'in ilk 15 yılını da kapsadığını "Cumhuriyet'i eli
sopalı" olarak tanımladığı önceki demeçlerinden / verdiği röportajlardan
anlıyoruz.
Kurtarıcımız Ekmeleddin
İhsanoğlu, Atatürk'ün kurduğu laik Cumhuriyetten pek hoşlanmıyordu. Bunda
Babasının laik Türkiye Cumhuriyeti tarafından yurdu terketmek zorunda
bırakılmasının da etkisi var mıydı bilemiyoruz.
Menderes'in laik
Cumhuriyet'i yıkmak için elinden geleni yaptığını ancak başarılı olamadığını
biliyoruz. "İnkılâpların millete mal olmuşları yaşayacak" dediğini,
Millete mal olmamışlar olarak tanımladıkları
arasında da Laikliğin olduğunu biliyoruz. Kısa bir gözlemle, Menderes'in
yapmaya çalışıp beceremediklerini bugün Tayyip Erdoğan'ın tek tek hayata
geçirdiğini görebiliyoruz. Anlıyoruz ki Menderes'le başlayan laik Cumhuriyetin
ortadan kaldırılması süreci kesintiye uğramamıştır. Süreç bugün de Tayyip
Erdoğan tarafından yürütülmektedir.
Ekmeleddin İhsanoğlu,
yukarıda anlattıklarımızdan anlaşılacağı gibi; laik Cumhuriyet'in yıkılma
sürecini "Güzel projeler" olarak tanımlamakta, sürdürülmesinden yana
olduğunu söylemektedir.
Türkiye'yi Erdoğan'ın
zulmünden kurtaracağı söylenen "kurtarıcının" gerçek kimliği budur.
Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu "kurtarıcı" yı aday olarak
belirlerken ve başka bir aday çıkarılmasının önünü baskı yaparak keserken
bunları bilmiyor muydu?
Ya
"kurtarıcıya" dört elle sarılan Atatürkçüler, Cumhuriyet
savunucuları, devrimciler Ekmeleddin Bey'in gerçek kimliğini hala anlamadılar
mı?
Selahattin Demirtaş'ı
(var oluşu nedeniyle) tartışma dışında tutarsak, iki aday kalyıyor. İkisi de
Türkiye'yi İslam devleti olarak görmek istiyor. İkisi de İslam devletini
yöneten olarak olarak bölgede ABD'nin vereceği görevleri yapmaya talip. Batı da
zaten Türkiye'den bir ılımlı İslam devleti olmasını ve bölgesinde kendisine
verilecek görevleri yerine getirmesini bekliyor.
Bu durumda adaylardan
birini diğeriyle kıyaslayıp "kurtarıcı" olarak görmek ne kadar
gerçekçidir?
Bu adaylardan herhangi
birine oy vermek, "ılımlı islamı" kabullenmek, ABD'nin bölgede
yürüttüğü politikaların uygulayıcısı olarak görevlendirilmeye onay vermek değil
midir?
Ekmeleddin İhsanoğlu'na
oy vermeyi "kurtuluş" olarak görenler onun demeçlerinin "umut
verici" bölümlerini duymayı tercih ediyorlar. Atatürkçülerin, Cumhuriyet
savunucularının kabul edemeyeceği bölümlerini duymamış gibi yapıyorlar. Hatırlattığımızda
tepki gösteriyorlar. Tayyip Erdoğan'a çalışmakla, vatan hainliğiyle suçluyorlar
bizi. Bunun doğru olmadığını biliyorlar. İçleri rahat değil. Biz de bunu
biliyoruz.
Anlaşılmayan şudur: Hangi
psikolojidir ki sizi Eklmeleddin İhsanoğlu'nun bazı sözlerine kulaklarınızı,
yaptıklarına gözlerinizi kapatmanızı sağlıyor? hangi psikoloji sizi bilerek ve
isteyerek ateşin içine dalmaya zorluyor?
Yenilmişlik psikolojisi;
buna bağlı olarak çaresizlik ve mücadele azminin yitirilişi midir?
Avcısına yakalanan
yabanıl hayvanlarda olduğu gibi adrenaliniz çok yükseldi de teslimiyeti kabul
edip, acıyı hissetmez mi oldunuz?
22 Temmuz 2014 Ender
Erdemil
Ekmeleddin efendi...
ender
erdemil
Geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanlığı seçimleri için gökten
zembille bir aday indirildi. Ekmeleddin İhsanoğlu efendi...
CHP Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu; her ne kadar parti
organlarımızda görüştük, sivil toplum kuruluşlarının onayını aldık dese de,
anlaşıldı ki söyledikleri gerçek dışı. Ekmeleddin efedi, gökten zembille inmiş, "talimatla" aday edilmişti.
Tepki gösteren milletvekillerinin ortak ifadesi: "Ekmeleddin
İhsanoğlu, yaptığımız toplantılarda üzerinde anlaştığımız aday kriterlerine
uymuyor."
Adayın niteliği ile en doğru açıklamayı Şafak Pavey
yaptı: "Türkiye sosyolojik bir
değişim geçiriyor. Adayın profili de bu değişime uyuyor..."
Adayın kimliği, özgeçmişi, babasının Türk
vatandaşlığından çıkarıldığı vb pek çok konuda çok şey yazıldı. Tekrar yazmanın
gereği yoktur.
Adayın kimliği ile ilgili dikkat çekici birkaç unsur var
tespit edebildiğim:
Ekmeleddin efendi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gibi
EXETER'de (İngiltere) yetiştirilmiş. Küresel politikaları belirleyen güçlerle
çok güçlü bağları var. ABD ile başında bulunduğu İslam Konferansı Örgütünün
işbirliği yapacağı alanları ABD Başkanının Ulusal Güvenlik Danışman
Yardımcısıyla görüşüyor. Uğur Mumcu'nun yazdığına göre, İslam Konferansı
örgütünün S. Arabistan sermayesi ile yakın işbirliği var.
İslam kalkınma Örgütüne Dubai Şeyhi 10 milyar Dolar, S.
Arabistan da 2 Milyar Dolar destek veriyor.
Ekmeleddin efendi, Suriye konusunda da zamanın ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Ahmet Davutoğlu gibi düşünüyor. Esad'ı ne
olursa olsun devirmek isteyen Suriye'nin Dostları toplantısına katılıyor.
Yazdığı makalelerde, "Suriye sivil halka vahşeti durdurmalıdır."
diyor. Beşer Esad'ın hemen istifa etmesi gerektiğini savunuyor.
İslam Konferansı Örgütünün yönetimi kitle imha silahları
konusunda Suriye'ye gönderdiği gözlemcilerin Suriye lehine verdikleri "olumlu" raporu beğenmiyor.
Toplantılar sulandırılıyor, bu konuda bir karar çıkarılamıyor...
Ekmeleddin efendi, aldığı eğitim, ve yaptığı işlerle
ılımlı İslamın önemli bir temsicisi. Ve tam anlamıyla dünyayı biçimlendirmek
isteyen küresel güçlerin amaçları doğrultusunda davranan biri...
Şafak Pavey ne demişti? "Türkiye sosyolojik bir değişim geçiriyor..."
Anlaşılıyor ki, Türkiye sosyolojik bir değişimi gökten
zembille inen ılımlı İslamcı Cumhurbaşkanı adayının ellerinde geçirecek. Belki
onun başkanlığında bir "federatif yapı" oluşturularak Türkiye
Cumhuriyetine veda edilecek.
Gelelim konunun can alıcı yönüne: CHP Genel Başkanı Kemâl
Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bütün bu anlattıklarımı
bilmiyor mu? Bilmemeleri mümkün değil. Bu nedenle Ekmeleddin efendi'nin "talimatla" aday edildiğini
yazdım. Talimatı da duyduğum kadarıyla Kemal Derviş getirmiş.
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Türkiye'nin "sosyolojik bir değişim geçirmesi" için gereğini
yapıyorlar. Seçmenlerinin önüne Türkiye'yi küresel güçlere teslim etmekten
başka bir seçeneğin konmamasını sağlıyorlar.
Seçmen ikilemdedir. Ya
Tayyip Erdoğan, yada Ekmeleddin efendi.
Cumhurbaşkanlığı seçimini bu hale getirmek, Türkiye'ye
yapılmış en büyük kötülüktür. Cumhuriyet Halk Partisinin de parçalanmasına yol
açacaktır. Kemâl Kılıçdaroğlu da partisini dağıtan genel başkan olarak tarihe
geçecektir.
Bundan sonra safların iyi belirlenmesi gerekmektedir. Türkiye
Cumhuriyetini küresel güçlere teslim etmek istemeyen güçler bir araya gelmeli,
kendi adaylarını çıkarmalıdır.
Doğru mücadele, sizin için çizilen yolda yürüyerek değil,
kendi yolunuzu kendiniz çizerek yürüttüğünüz mücadeledir.
Ender Erdemil 17 Haziran 2014
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)