CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2014 Pazar

Kılıçdaroğlu nasıl Genel Başkan Oldu? CHP’ye operasyon yapılıyor / 8 Mayıs 2010

Değerli okur,
CHP’ye yıllar önce yapılan operasyon daha yeni konuşulmaya başladı. Bugün CHP’nin başında Kılıçdaroğlu varsa, ve CHP’yi yok olmaya doğru sürüklüyorsa bu operasyonun sonucudur.

Bu Operasyonun işareti 2008 yılında yayınlanan “Prospects for a ‘Torn’ Turkey: A Secular and Unitary Future? (Svante E. Cornell - Halil Magnus Karaveli) Kararsız Türkiye İçin Öngörü: Seküler (Laik) ve Üniter Bir Gelecek?” başlıklı ABD raporunda verilmişti. Raporuda Türkiye için öngörülen senaryolardan birinde, Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından istifa etmeye ikna edilerek yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesinin, CHP’yi AKP politikalarıyla daha uyumlu bir muhalafet partisi haline getireceği belirtiliyordu: “When Deniz Baykal was finally persuaded to resign as leader of the Republican People’s Party, he was replaced by Kemal
Kılıçdaroğlu, who(…)”

O günlerde operasyon konusu ciddi bir tartışma ortamı bulamamıştı. Zaman içinde CHP’ye yapılan operasyon meyvelerini verdi. Ortaya AKP’leşen bir Yeni CHP çıktı. Bu gelişme bir yandan CHP’yi yok olmaya sürüklerken, Türkiye de hızla uçuruma doğru yoluna devam etti.

Operasyonun tartışılacak yanı kalmamıştır. Sonuçları ortadadır. CHP’nin Olağanüstü Kurultayda Kemel Kılıçdaroğlu’ndan, operasyonunu tüm izlerini silerek kurtulması gerekmektedir.

Yazdığım tarihte çok da ilgi görmeyen yazım aşağıda sunulmuştur.
Sevgi ve saygıyla…

CHP’ye operasyon yapılıyor / 8 Mayıs 2010
ender erdemil

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın gizlice çekilmiş görüntüleri olduğu söylenen bir video, kısa bir süre internet ortamında yayınlandı. Mahkeme erişilmesinin engellenmesi kararı verdiği için artık izlenmesi olanaksız.

Yapılan işin çirkinliği bir yana, RTÜK yasasında ve Basın yasasında yapılan değişikliklere göre internet sitelerinin kapatılması sonucunu doğuracak bir suç oluşturuyor. Ayrıca TCK 125. Maddesinde yazılan; “basın yoluyla hakaret” diye özetleyebileceğimiz fiili de oluşturuyor.

Kısaca, bu videoyu yayınlayanların başı fazlasıyla ağrıyacak.

 Peki, başlarını bu kadar ağrıtacak bu işi yapanların kaygısı sadece “reyting” miydi?

Videoyu yayınlayan yandaş gazete, Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneltilen saldırıların da vurucu gücü görevini üstlenmişti. Ortaya çıkardığını söylediği darbe ve eylem planları, çetecilik suçlamaları davalar sürdükçe tek tek çöküyor. Dayanaksızlıkları ve düzmece oldukları ortaya çıkıyor.

İddiaların sahiplerinin iddialarını ortaya koymak için senaryolar, belgeler hazırladıkları, bu eylemleriyle de suç işledikleri davalar sonuçlandıkça ortaya çıkacak.

Baykal’ın gizlice çekilmiş görüntüleri olduğu söylenen video da kaynağı itibarıyla düzmece olabilir. Videoyu yayınlayanların amacı da en azından bunun tartışmaya açılmasını sağlamaktır.

CHP’liler dikkat!

Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisine saldırılar yoğunlaştı. Başbakan Erdoğan’ın öncülüğünde pek çok kanaldan CHP’ye saldırı yöneltilmiştir. En vurucu olacağı düşünülen de Baykal’ın gizlice çekilen görüntüleri olduğu iddia edilen videonun yayınlanmasıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi 22 Mayıs’ta Büyük Kurultayını yapacak. CHP’liler kurultaydan; yapısını düzeltmiş, devrimci yanı ağır basan bir partinin çıkmasını bekliyor. Son dönemdeki duruşuna bakılırsa, bunu sağlayacak olanın da Genel Başkan Deniz Baykal olduğu görülüyor.

Cumhuriyet Halk Partisine operasyon yapılıyor. Kurultay öncesinde parti içinde “Genel Başkan’ın kişiliği” tartışması açılmak isteniyor. Yapay yöntemlerle yeniden “Baykalcılar”“Baykal’a karşı olanlar” kamplaşması yaratılarak, 22 Mayıs’ta yapılacak Büyük Kurultay’ın “amaçlarından uzaklaşması”, “hedeflerinden saptırılması” amaçlanmaktadır.

Önümüzdeki günlerde Deniz Baykal basının daha çok eleştirilerine hatta saldırılarına maruz kalacaktır. Basında CHP’ye Genel Başkan olabilecek isimlerden söz edilmeye başlanırsa şaşırmamak gerekir.

Ne yapmalı?

Cumhuriyet Halk Partisini, çok daha zorlu bir mücadele dönemi beklemektedir. Bu mücadeleden başarılı çıkmak, Cumhuriyeti ayakta tutmak, onu yıkmak isteyenleri tarih sahnesinden yeniden silmek ancak Kurultaydan çıkacak, devrimci yanı ağır basan bir parti örgütüyle başarılabilir.

Kurultayın hedefine ulaşması, başarılı olabilmesi için, tüm CHP’lilerin Genel Başkanlarına sahip çıkarak, etrafında birleşmeleri gerekir.

CHP’ye yapılan operasyonu boşa çıkarmak CHP’lilerin görevidir. Sadece partilerine karşı değil, Türkiye’ye karşı da…

Ender Erdemil 8 Mayıs 2010

15 Ağustos 2014 Cuma

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından bir-iki önemli ayrıntı / 22 Mayıs 2010

ender erdemil

CHP’nin yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kurultayda herkesi kucaklayacak etkileyici bir konuşma yaptı. İşsizliği, yoksulluğu ve yolsuzluğu ağırlıklı olarak ele aldığı konuşmasında, örgütlü toplumdan da söz etti.

Kılıçdaroğlu’nun; işçilerin belini büken, sendikaları güdükleştiren taşeronlaşma konusundaki sözleri dikkate değerdi. CHP iktidarında taşeron yanında çalışan işçi olmayacağını söyleyen Kılıçdaroğlu, hemen düzeltti: “Kamuda taşeron yanında çalışan işçi olmayacak.” Bu sözden anlaşılması gereken, kamu kurumlarında taşeronlaşmaya son verilecek. Ya özel sektör? Özel sektör kuruluşları işletmelerini yine taşeronlar eliyle mi sürdürecekti? Bu konuyu “es” geçti. “Taşeron uygulamasını kaldıracağız. Bunun için yasa çıkaracağız. Herkes kimin yanında çalıştığını bilecek. Özel sektör artık sendikaya üye oldu diye işçi çıkaramayacak.” demedi.

Kılıçdaroğlu’na göre; Avrupa Birliği kaynaklı raporları hazırlayanlar, beş yıldızlı otellerde, yemekli toplantılarda edindikleri bilgilerle bu raporları hazırladıklarından, Türkiye’ye karşı çifte standart oluşuyordu. AB raporlarında yer alan, Ermeni Soykırımı konusunda Türkiye’yi suçlayan bölümler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemize Kürdistan adı verilmesi, Kıbrıs konusunda yapılan baskılar, Ege konusu ve Yuanistan’la ilişkiler konusundaki yaklaşımların Türkiye’ye karşı bir tutum taşıması hep yanlış bilgilendirilmedendi. Etnik ayrımcılığı körükleyen AB parlamenterleri ve yetkilileri de hep yanlış bilgilendirilmişlerdi.

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’li Başbakan olarak Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde “özelleştirmeleri yapmayacak” Özelleştirmeler konusunda bu bölgeleri ayırdığına göre, diğer bölgelerde özelleştirmelere devam edecek. Halk Bankasını, Ziraat Bankasını ve hala özelleştirilmemiş pek çok kamu kuruluşunu özelleştirecek.

Oysa, işsizliğin ve üretimsizliğin, esnafın çöküşünün temel nedenlerinden biri, verimli kamu kuruluşlarının özelleştirilerek çalışanlarının işsiz ve gelirsiz kalmalarıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması iyi değerlendirildiğinde, AKP iktidarı döneminde uygulanan pek çok politikanın uygulanmaya devam edeceği görülüyor. İktidara gelince CHP; bunları yaparken, toplumun gazını da alacak.

Kılıçdaroğlu döneminde, AB üyeliği hedefi hız kesmeyecek, ama bu konuda kamuoyunun gazını alacak tedbirler düşünülecek.

Kılıçdaroğlu döneminde küresel liberalizmin Türkiye için öngördüğü temel politikalardan vaz geçilmeyecek. Özelleştirmeler sürdürülecek. Özel sektör, yine taşeronlar eliyle sendikasız işçi çalıştıracak. Kısaca, AKP’nin yaptığı pek çok şey sürdürülecek. Türkiye’de sermaye düzeninin egemenliği için çalışılacak. Ama AKP’nin perişan ettiği yurttaşların da gazı alınarak…

Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanı olduğu CHP, Rahşan Ecevit’in manevi oğlu olarak bilinen Emrehan Halıcı’ya CHP rozeti takacak. CHP’nin mecliste, Anayasa değişiklik paketine “evet” demiş bir milletvekili olacak.

Ender Erdemil, 22 Mayıs 2010






  

14 Ağustos 2014 Perşembe

Kılıçdaroğlu neler yaptı? / Ön koşulsuz... 16 Ekim 2011

ender erdemil

12 Haziran genel seçimlerinden hemen sonra şunları yazmıştım:
“Biz aslında kimseyi ve hiçbir şeyi seçmedik. Oy kullandık. Parlamento aritmetiğinin oluşmasını sağladık. Öte yandan da bu parlamentoda yapılacak karşıdevrim anayasasına meşruiyet kazandırmış olduk. Oy kullanarak yaptığımız budur. (Kimi seçtik? Neyi seçtik? 14 Haziran 2011)

Sağ olsun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu beni yalancı çıkarmadı. Kurultaydan kurtulma operasyonu olduğu sonradan anlaşılan “yemin etmeme” eylemi; AB Komisyonu sözcüsü Maja Kocijancic CHP’ye "Türkiye yakın gelecekte önemli meselelerle ilgilenmek zorunda kalacak ve bunlar bütün demokratik güçlerin müdahil olmasını gerektiriyor.” şeklinde “yol gösterince” tükürdüğünü yalama eylemine dönüştü.

Meclis açılınca da Kılıçdaroğlu; “Ama sözümüz var, daha özgürlükçü, güçler ayrılığı ilkesinin oturduğu insan haklarının geliştirildiği bir Anayasa'ya ihtiyaç var. Halkımız istiyor. Komisyona gidecek 3 arkadaşımız yeni anayasanın yapılması konusunda her türlü katkıyı iyi niyetle vereceklerdir.” dedi ve CHP’den 3 milletvekilinin Anayasa Hazırlık Komisyonuna “ön koşulsuz” katılacağını açıkladı. “Hukukçudur” diye Sezgin Tanrıkulu’na komisyonda görev verirse fotoğraf tamamlanacak.

Kılıçdaroğlu’nun sözlerini açalım:

Diyor ki: “Sözümüz var.” Kocijancic’in açıklamasından sonraki tutumundan anlıyoruz ki Kılıçdaroğlu’nun AB’ye sözü var. Kılıçdaroğlu, kurulacak komisyona “ön koşulsuz” üye vererek yapılacak karşı devrim Anayasasının meşrulaştırılması konusunda “sözünü tutacağını” AB’li dostlarına ilan etmiştir.  Bundan sonra ne söylese boştur. “Ön koşulsuz” katılma kararı, Kılçdaroğlu’nun “Kırmızı çizgilerimiz var”, “Anayasa’nın ilk üç maddesi…”, “Türkiye’ye demokrasiyi getiren parti biz olacağız” laflarının içini boşaltmıştır.

Diyor ki: “3 arkadaşımız yeni anayasanın yapılması konusunda her türlü katkıyı iyi niyetle vereceklerdir.” Bundan da anladığımız; CHP, yeni Anayasanın yapılması aşamasındaki tartışmalara katılarak meşrulaştırılmasına katkıda bulunacak.

Diyor ki: “Güçler ayrılığı ilkesinin oturduğu insan haklarının geliştirildiği bir Anayasa'ya ihtiyaç var. Halkımız istiyor.” AKP iktidarında ve bu meclisten Kılıçdaroğlu’nun tarif ettiği anayasanın çıkmayacağını bilmek için falcı olmaya gerek yoktur. CHP çalışmalara “iyi niyetle” destek vermesi faşizmin anayasasını meşrulaştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

CHP’nin ortaya çıkacak Anayasa metnine muhalif olması, karşı oy kullanması; yeni Anayasanın meşru sayılmasının önünde engel oluşturmayacaktır. Yeni Anayasa, toplumun tüm kesimlerince tartışılmış, demokratik teamüllere göre de oylanarak kabul edilmiş olacaktır. Demokrasi görünümlü bir ortamda faşizmin ve karşı devrimin anayasası meşrulaştırılmış olacaktır.

Halkın ne istediğine gelince: Gönül verdiği CHP’den beklediği Türkiye’nin dönüştürülmesine, Cumhuriyetin tamamen ortadan kaldırılmasına karşı etkin mücadele etmesidir. Halkımız bu mücadelenin AKP ile uzlaşılarak gerçekleştirilemeyeceğini çok iyi biliyor. Kılıçdaroğlu’nun Anayasa Hazırlık Komisyonuna “ön koşulsuz” üye verileceği açıklaması bu yüzden hayal kırıklığı yaratmıştır. Yenileştirilen CHP’nin 12 Haziran’da kendisine verilen desteği nasıl yitirdiğini yaşayarak göreceğiz.

Büyük devrimci Lenin’in, CHP’nin yenileştirilerek ne hale getirildiğini nasıl anlayacağımızı şu sözlerle tarif etmiş:

Herhangi bir örgütün karakterini doğal ve kaçınılmaz olarak tayin eden şey, o örgütün eyleminin muhtevasıdır.(içeriğidir)” (Lenin)

Ender Erdemil 16 Ekim 2011

3 Ağustos 2014 Pazar

Ekmeleddin efendi...

ender erdemil

Geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanlığı seçimleri için gökten zembille bir aday indirildi. Ekmeleddin İhsanoğlu efendi...

CHP Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu; her ne kadar parti organlarımızda görüştük, sivil toplum kuruluşlarının onayını aldık dese de, anlaşıldı ki söyledikleri gerçek dışı. Ekmeleddin efedi, gökten zembille inmiş, "talimatla" aday edilmişti.

Tepki gösteren milletvekillerinin ortak ifadesi: "Ekmeleddin İhsanoğlu, yaptığımız toplantılarda üzerinde anlaştığımız aday kriterlerine uymuyor."
Adayın niteliği ile en doğru açıklamayı Şafak Pavey yaptı: "Türkiye sosyolojik bir değişim geçiriyor. Adayın profili de bu değişime uyuyor..."

Adayın kimliği, özgeçmişi, babasının Türk vatandaşlığından çıkarıldığı vb pek çok konuda çok şey yazıldı. Tekrar yazmanın gereği yoktur.
Adayın kimliği ile ilgili dikkat çekici birkaç unsur var tespit edebildiğim:
Ekmeleddin efendi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gibi EXETER'de (İngiltere) yetiştirilmiş. Küresel politikaları belirleyen güçlerle çok güçlü bağları var. ABD ile başında bulunduğu İslam Konferansı Örgütünün işbirliği yapacağı alanları ABD Başkanının Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısıyla görüşüyor. Uğur Mumcu'nun yazdığına göre, İslam Konferansı örgütünün S. Arabistan sermayesi ile yakın işbirliği var.

İslam kalkınma Örgütüne Dubai Şeyhi 10 milyar Dolar, S. Arabistan da 2 Milyar Dolar destek veriyor.

Ekmeleddin efendi, Suriye konusunda da zamanın ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Ahmet Davutoğlu gibi düşünüyor. Esad'ı ne olursa olsun devirmek isteyen Suriye'nin Dostları toplantısına katılıyor. Yazdığı makalelerde, "Suriye sivil halka vahşeti durdurmalıdır." diyor. Beşer Esad'ın hemen istifa etmesi gerektiğini savunuyor.

İslam Konferansı Örgütünün yönetimi kitle imha silahları konusunda Suriye'ye gönderdiği gözlemcilerin Suriye lehine verdikleri "olumlu" raporu beğenmiyor. Toplantılar sulandırılıyor, bu konuda bir karar çıkarılamıyor... 
Ekmeleddin efendi, aldığı eğitim, ve yaptığı işlerle ılımlı İslamın önemli bir temsicisi. Ve tam anlamıyla dünyayı biçimlendirmek isteyen küresel güçlerin amaçları doğrultusunda davranan biri...

Şafak Pavey ne demişti? "Türkiye sosyolojik bir değişim geçiriyor..."
Anlaşılıyor ki, Türkiye sosyolojik bir değişimi gökten zembille inen ılımlı İslamcı Cumhurbaşkanı adayının ellerinde geçirecek. Belki onun başkanlığında bir "federatif yapı" oluşturularak Türkiye Cumhuriyetine veda edilecek.

Gelelim konunun can alıcı yönüne: CHP Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bütün bu anlattıklarımı bilmiyor mu? Bilmemeleri mümkün değil. Bu nedenle Ekmeleddin efendi'nin "talimatla" aday edildiğini yazdım. Talimatı da duyduğum kadarıyla Kemal Derviş getirmiş.

Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Türkiye'nin "sosyolojik bir değişim geçirmesi" için gereğini yapıyorlar. Seçmenlerinin önüne Türkiye'yi küresel güçlere teslim etmekten başka bir seçeneğin konmamasını sağlıyorlar.

Seçmen ikilemdedir. Ya Tayyip Erdoğan, yada Ekmeleddin efendi.
Cumhurbaşkanlığı seçimini bu hale getirmek, Türkiye'ye yapılmış en büyük kötülüktür. Cumhuriyet Halk Partisinin de parçalanmasına yol açacaktır. Kemâl Kılıçdaroğlu da partisini dağıtan genel başkan olarak tarihe geçecektir.
Bundan sonra safların iyi belirlenmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyetini küresel güçlere teslim etmek istemeyen güçler bir araya gelmeli, kendi adaylarını çıkarmalıdır.

Doğru mücadele, sizin için çizilen yolda yürüyerek değil, kendi yolunuzu kendiniz çizerek yürüttüğünüz mücadeledir.
Ender Erdemil 17 Haziran 2014