13 Ağustos 2014 Çarşamba

Kılıçdaroğlu nasıl Genel Başkan oldu? CHP’ye yapılan operasyon tamamlandı mı? / 25 Eylül 2010

ender erdemil

Baykal’ın özel hayatı ile ilgili olduğu söylenen görüntülerin ortaya çıkarılmasıyla CHP’ye bir operasyon yapıldığını yazmıştım. Küreselleştirmecilere göre; hızla “Kızılelmacı” olma yoluna giren Baykal’ı CHP’nin başından uzaklaştırıp, lideriyle, parti meclisiyle Türkiye’nin başına getirilenlere karşı çıkmayacak (2003’lerde Baykal’ın yaptığı gibi) bir CHP yaratmaktı amaç.

Kemal Kılıçdaroğlu sıkı bir rüzgar estirdi. Miting alanlarında halkçı olduğunu haykırdı. “Halkın iktidarını kuracağız.” dedi.

Bu söylemler iyiydi iyi olmasına da, referandum kampanyasını “seçim çalışmasına” döndürdü. Oy kullanacak yurttaşım, her şeyi düşünür, sadece Anayasa değişikliklerinin neyi getirip neyi götürdüğünü düşünemez hale geldi.

Bir de CHP’liler, Anayasa değişikliklerinin yargı bağımsızlığını yok edilecek olmasını halka anlatmayı bir tarafa bırakıp “kendilerince” halkın anlayacağı dilden konuşmaya kalkınca seçim çalışmasına dönen referandumda hayır kampanyası iyice çorbaya döndü.

“Genel af” ve “türbanı biz çözeriz” söylemlerini bir kenara bıraksak bile referandum, Anayasa değişiklik paketinin oylanması olmaktan başka bir oylama haline büründürüldü. Yurttaşım, “Yargı bağımsızlığı mı?” “Yandaş yargı mı?” seçeneğinden habersiz, “Ali mi? Hasan mı?” “CHP mi? AKP mi?” seçenekleriyle karşı karşıya bırakıldı.

Referandum geçti gitti. Kılıçdaroğlu de doğru Brüksel’e uçtu. Anlaşıldığı kadarıyla Baykal’ın bozduğu “enternasyonal” ilişkileri düzeltmekti amacı. Yanında da “özgürlükçü (liberal) demokrasi” sevdalısı Sencer Ayata.

“Enternasyonal” ilişkiler düzeltildi. İlişkiler düzelir düzelmez de Kılıçdaroğlu CHP’nin 2. Genel Başkanı İsmet İnönü’yü taşlatan, linç ettirmek isteyen DP iktidarının Başbakanı için; “Adnan Menderes bu ülkeye hizmet etmiş bir insan. Koşullar uygun olursa kabrini ziyaret etmeyi neden düşünmeyelim arkadaşlar? Bir siyasal mahkemede yargılandı ve idam edildi.” deyiverdi. McCarthy dönemini aratmayan Tahkikat Komisyonlarını da unutmuştu anlaşılan.

Yine bütün samimiyetiyle, “(…)bugün için Türkiye'de laiklik tehlikededir diyemem, böyle bir tehlike görmüyoruz. Gerçekten görmüyorum, aksini söylersem bunun altını doldurmak lazım, askıda kalır, gerekçelendiremem." dedi. Sıkı bir Atatürkçü olarak da “Cemaatlere saygılı olduğunu beyan etti. Ona göre siyasete karışmasalar kimseye bir zararları yoktu.

Yine aynı Kılıçdaroğlu; Anayasa değişikliğinin önünü açacaklarını, BDP ile görüşebileceğini, Anayasa değişikliği için seçimi beklemeye gerek olmadığını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi, Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olmasının önünü açan politikalarına geri dönüyor.

Baykal, o zaman Erdoğan’ın Başbakan olmasının önünü açan politikaların mimarıydı. Türkiye’nin nereye götürüldüğünü geç de olsa gördü. Genel Başkan olarak kalabilseydi, parti politikalarını bu yönde geliştirecekti.

Kılıçdaroğlu, “Enternasyonal” ilişkileri düzeltirken ne sözler aldıysa, Türkiye’nin götürüldüğü yönü beğenir oldu.

CHP’ye yapılan operasyon başarıya ulaşmıştır. CHP halkçılıktan uzaklaşmış, küreselleştirmecilerin politikalarını izler olmuştur.

Bu operasyonu geri çevirmenin bir tek yolu vardır. O yol da parti tabanının, delegelerin, il ve ilçe teşkilatlarının CHP’ye sahip çıkmalarından geçer. Parti tabanı partiye sahip çıkmalı, halkçı politikalar geliştirecek bir parti meclisini oluşturmalıdır.

O da, il ve ilçe teşkilatlarının bu yapısıyla çok zor görünüyor.


Ender Erdemil 25 Eylül 2010 

Kılıçdaroğlu nasıl Genel Başkan Oldu? CHP’de operasyonun birinci ayağı tamam! / 17/10/2010


ender erdemil

CHP’de Deniz Baykal’ın gizlice çekilmiş görüntüleri olduğu iddia edilen videonun piyasaya sürülmesiyle başlatılan ABD operasyonu başarıyla sona erdi. Deniz Baykal, tam bir sosyal demokrat gibi davranarak kararsız, tavırsız kaldı. Meydan okumasının ardında durmakta tereddüt etti.

Bu süreç, CHP’de operasyonu yürütenlerin işine yaradı. Kim bilir, Baykal belki de tehdit bile edildi bu süreçte. Belki yanlış bilgilendirilerek oyalandı.  Kararsız ve tavırsız kalması bununla da açıklanabilir. Ama ne olursa olsun operasyonun başarıya ulaşmasında Baykal’ın yadsınamaz bir rolü var.

Operasyon’un birinci ayağı tamam. Artık Deniz Baykal CHP’den tasfiye edilmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan olacaktır. Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla parti örgütünün yönetimi de “şimdilik” Önder Sav’a kalmıştır.

“Şimdilik” özellikle kullandığımız bir sözcüktür. Kemal Kılıçdaroğlu güçlendikçe, “şimdilik” sözcüğünün anlamı ortaya çıkacaktır.

Operasyon’un devamında CHP’nin yeniden yapılandırılması ve iktidara getirilmesi vardır. Kurultayda, operasyonun ikinci ayağı gerçekleştirilecektir. Seçimle iş başına gelecek MYK’nın yapısı, operasyon’un ikinci ayağının başarılı olup olmadığını gösterecektir. Bu ayak da başarılı olursa, Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi; sıra CHP’nin yüzde 40 oy alarak iktidara getirilmesi olacaktır.

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin Batman İl kongresinde;
“Herkesin düşüncesini özgürce ifade edebileceği bir Türkiye yaratarak çözeceğiz. Toplumsal barışın bir parçası olacaksa biz genel affa 'evet' deriz.” ifadelerini kullandı.

Bir gazeteye verdiği röportajda aynen şunları söyledi:
Burası (güneydoğu sınırımızdaki mayınlı arazi) Kıbrıs büyüklüğünde bir alan. Burada devlet üretme çiftlikleri kurulabilir. Dağdan afla gelenler, topraksız köylüler hepsi orada eğitilebilir, çalışabilir, üretime katılabilir.(…)”  

Adıyaman ziyaretinde yaptığı konuşmada söyledikleri de şöyle: “Adına ne dersek diyelim, ister Kürt, ister doğu sorunu, Türkiye’nin 30 yıldır yaşadığı bir sorun var. Eğer terör sonlanacaksa, bu konuda sağlıklı bir adım atılacaksa CHP bu soruna ilgisiz kalmaz. Öteden beri zaten ilgisiz kalmıyordu. İçimizde Kürt kökenli, Türk kökenli, Çerkez kökenli, Laz kökenli kardeşlerimiz var. Bu coğrafyada kardeşçe yaşamak zorundayız.”

Kemal Kılıçdaroğlu, kurultay’dan önce örneklerini verdiğimiz sözleriyle ilgili açıklama yapmak zorundandır.

Hükümetin ortaya koyduğu ve ABD projesi olduğu bilinen Kürt açılımının neresindedir?

Yurttaşlarımız, son 30 yıldır kardeşçe yaşamıyorlar mıydı?

Etnik kökeni farklı yurttaşlarımız birbirine düşmanlık mı güdüyor ki bir toplumsal barışa ihtiyaç duyuyor?

PKK’lılar için bir af çıkarılması, PKK’nın siyasallaştırılmasıyla aynı anlamı taşımaz mı? Düşündüğü genel af kapsamı içinde Abdullah Öcalan’ın affedilmesi de var mı?

Meraklısına not:

ABD Irak’tan çıkmak için kıvranıyor. Barzani’nin Kürt devletinin ilanı için de yumurta kapıya gelmiştir. Okuduğum hemen her ABD kaynaklı raporda, Kürt devletinin ilanı konusunda en büyük engel Türkiye gösterilmiştir. İddialara göre, Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden Irak’ta Kürt devletini ilan edilmesi, Türkiye’nin Irak’ın Kuzeyini işgal etmesine yol açabilir. Bu nedenle önce Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeli, Barzani’nin Kürt devleti bundan sonra ilan edilmelidir.

AKP’nin bu sorunu çözemeye gücünün yetmeyeceği anlaşılmıştır. BDP, ve PKK Kürt sorununun çözülme sürecinden ABD tarafından tasfiye edilmiştir. Sıra, Türkiye’de bu işi halledecek güvenilir bir CHP yaratmaya gelmiştir.

 Baykal bu işin adamı değildi. Kılıçdaroğlu bu konuda nasıldır acaba?




Kılıçdaroğlu nasıl Genel Başkan oldu? CHP’ye operasyon yapılıyor / 8 Mayıs 2010

ender erdemil

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın gizlice çekilmiş görüntüleri olduğu söylenen bir video, kısa bir süre internet ortamında yayınlandı. Mahkeme erişilmesinin engellenmesi kararı verdiği için artık izlenmesi olanaksız.

Yapılan işin çirkinliği bir yana, RTÜK yasasında ve Basın yasasında yapılan değişikliklere göre internet sitelerinin kapatılması sonucunu doğuracak bir suç oluşturuyor. Ayrıca TCK 125. Maddesinde yazılan; “basın yoluyla hakaret” diye özetleyebileceğimiz fiili de oluşturuyor.

Kısaca, bu videoyu yayınlayanların başı fazlasıyla ağrıyacak.

 Peki, başlarını bu kadar ağrıtacak bu işi yapanların kaygısı sadece “reyting” miydi?

Videoyu yayınlayan yandaş gazete, Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneltilen saldırıların da vurucu gücü görevini üstlenmişti. Ortaya çıkardığını söylediği darbe ve eylem planları, çetecilik suçlamaları davalar sürdükçe tek tek çöküyor. Dayanaksızlıkları ve düzmece oldukları ortaya çıkıyor.

İddiaların sahiplerinin iddialarını ortaya koymak için senaryolar, belgeler hazırladıkları, bu eylemleriyle de suç işledikleri davalar sonuçlandıkça ortaya çıkacak.

Baykal’ın gizlice çekilmiş görüntüleri olduğu söylenen video da kaynağı itibarıyla düzmece olabilir. Videoyu yayınlayanların amacı da en azından bunun tartışmaya açılmasını sağlamaktır.

CHP’liler dikkat!

Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisine saldırılar yoğunlaştı. Başbakan Erdoğan’ın öncülüğünde pek çok kanaldan CHP’ye saldırı yöneltilmiştir. En vurucu olacağı düşünülen de Baykal’ın gizlice çekilen görüntüleri olduğu iddia edilen videonun yayınlanmasıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi 22 Mayıs’ta Büyük Kurultayını yapacak. CHP’liler kurultaydan; yapısını düzeltmiş, devrimci yanı ağır basan bir partinin çıkmasını bekliyor. Son dönemdeki duruşuna bakılırsa, bunu sağlayacak olanın da Genel Başkan Deniz Baykal olduğu görülüyor.

Cumhuriyet Halk Partisine operasyon yapılıyor. Kurultay öncesinde parti içinde “Genel Başkan’ın kişiliği” tartışması açılmak isteniyor. Yapay yöntemlerle yeniden “Baykalcılar”“Baykal’a karşı olanlar” kamplaşması yaratılarak, 22 Mayıs’ta yapılacak Büyük Kurultay’ın “amaçlarından uzaklaşması”, “hedeflerinden saptırılması” amaçlanmaktadır.

Önümüzdeki günlerde Deniz Baykal basının daha çok eleştirilerine hatta saldırılarına maruz kalacaktır. Basında CHP’ye Genel Başkan olabilecek isimlerden söz edilmeye başlanırsa şaşırmamak gerekir.

Ne yapmalı?

Cumhuriyet Halk Partisini, çok daha zorlu bir mücadele dönemi beklemektedir. Bu mücadeleden başarılı çıkmak, Cumhuriyeti ayakta tutmak, onu yıkmak isteyenleri tarih sahnesinden yeniden silmek ancak Kurultaydan çıkacak, devrimci yanı ağır basan bir parti örgütüyle başarılabilir.

Kurultayın hedefine ulaşması, başarılı olabilmesi için, tüm CHP’lilerin Genel Başkanlarına sahip çıkarak, etrafında birleşmeleri gerekir.

CHP’ye yapılan operasyonu boşa çıkarmak CHP’lilerin görevidir. Sadece partilerine karşı değil, Türkiye’ye karşı da…

Ender Erdemil 8 Mayıs 2010







11 Ağustos 2014 Pazartesi

Kılıçdaroğlu neler yaptı? “Hiç kimse için” CHP

ender erdemil
CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, “CHP Dersim’de katliam yaptı” dediğinde büyük tepki aldı. Bir grup milletvekili de bu konu ile ilgili görüşlerini dile getirdi. Hüseyin Aygün’ü hedef tahtasına oturttular. Ancak Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun tavrı çok ilginçti. Kılıçdaroğlu, Hüseyin Aygün’ün CHP’yi katliam yapmakla suçlayan ifadelerini düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirdi. Hüseyin Aygün’e gösterilen tepki ise disiplinsizlikti. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, partide disiplinsizliğe izin vermeyecekti.

Oysa, Hüseyin Aygün’e tepki gösterenler, Hüseyin Aygün’ün Milletvekili adayı yapılmasına ses çıkarmamışlardı. Hüseyin Aygün de geçtiğimiz günlerde dile getirdiği görüşlerini sistemli bir biçimde seçim bildirgesine yazmıştı.

Hüseyin Aygün’ün tepkilere yanıtı da çok ilginçti. CHP’li olmadığını ifade eden Aygün, “Çağırdılar, geldim.” dedi.
Kılıçdaroğlu, CHP’li değilim diyen bir CHP Milletvekilini, CHP’yi korumaya çalışan CHP’lilerde karşı savunuyordu. Kılçdaroğlu daha da ileriye giderek, “Dersim konusunda arşivler açılsın. İncelensin.” de dedi. Arşivlere girilip Dersim konusunda yüzlerce araştırma yapıldığından ve yayınlandığınıdan haberi yok muydu? Pek çok şeyden haberi olmadığı ginbi bundan da haberi yoktu besbelli…

Yeni CHP, Tarık Şengül’ü Ankara İl Başkanlığına atarken de “Çağırmıştı.” CHP’li olmayan Tarık Şengül, 15 Ocak’ta partiye üye yapılmış, 17 Ocakta da İl Başkanı olarak atanmıştı. Koskoca CHP, kendi kadrolarından; hem de siyasetin merkezi Ankara’da bir İl Başkanı çıkaramamış mıydı?

Yeni CHP, Yurtdışında Türkiye aleyhine laflar ettikleri bilinen Umut Oran, Sezgin Tanrıkulu; Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olduğu bilinen Binnaz Toprak; etnik ayrılıkçılığın demokratikleşme olduğunu savunan Mesut Değer; AB aşığı Didem Engin, Perihan Sarı; bir ara temsilciliğini yaptığı Hayır kurumunun patronu CFR üyesi olan Melda Onur gibi kişileri yönetimine alarak yenileşti. Milletvekili listeleri yapılırken de serseri mayın gibi parti gezenler, siyasi hareketlere katılanlar, Fetullah Gülen’i “fenomen” sayanlar, tekke ve zaviyelerin açılmasını isteyenler; tarikatların toplum için yararını savunanlar “çağırıldı” Onlar da geldiler. El birliğiyle CHP’yi yenileştirdiler.

Kılıçdaroğlu, Avrupalı dostlarından ve belki Kemal Derviş’ten aldığı akıllarla “toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak” bir CHP yarattı. Radikal İslamı, etnik ayrımcılığı, küresel liberalizmi savunanlar, Cumhuriyete karşı duranlar, Atatürk’ten hoşlanmayanlar, Soros’dan beslenen TESEV Vakfı teorisyenleri ve araştırmacıları, Cumhuriyet Halk Partisine doluştu. Yeni Cumhuriyet Halk Partisi böyle doğdu.

CHP yenileşmişti.Toplumun her kesiminden temsilcilere sahipti artık. Seçim bildirgesinde: “Herkes için CHP” dediler. CHP “herkes için” görünümüne girerken ilkelerinden ve kendinden uzaklaştı.

Kılıçdaroğlu, “Halkın iktidarını kuracağız.” demiş, büyük bir rüzgâr yakalamıştı. Bu rüzgâr CHP tabanını bir süre idare etti. Ancak daha seçimlere bir hafta kala meydanlarda söylenenlerden  “Halkın iktidarının” Yeni CHP tarafından kurulamayacağı anlaşıldı. Son 5 günde CHP yaklaşık yüzde 4 oy yitirdi.

Kılıçdaroğlu, toplumun tüm kesimlerini kucaklamak için toplumun bir kesiminden, hem de CHP’nin tabanını oluşturan kesiminden vaz geçmişti.
CHP’nin tabanı, her şeye rağmen partisine yürekten bağlılığını sürdürdü. CHP’li olmayanlar partiye emek verenlerin seçilme hakkını gaspetmişti. Ses çıkarmadı. Yeni gelenler abuk subuk konuşmaya başladı. Ses etmedi. Ancak Dersim Konusundaki tartışmaya Genel Başkanının da Cumhuriyet’in  karşısında taraf olması, CHP tabanındaki cefakar üyenin umudunu yerle bir etti.

CHP bu saatten sonra “Herkes İçin” değil, “Hiç kimse için” haline gelmiştir. Tesev Vakfının kuruluş senedinde 183. Sırada Kurucu olarak görünek Kemal Kılıçdaroğlu CHP’yi “Hiç kimsenin partisi” haline getirmiştir. Koca çınar CHP’nin gövdesini kurtlar kemirmektedir. Böyle giderse kendi gövdesinin üzerine çöktüğünü göreceğiz.

Yeni CHP’nin amacı nedir?

Birinci olarak; yenileştirilen CHP, karşıdevrimin Cumhuriyet’le hesağlaşma sürecinde “muhalif” olmaktan çıkarılmış, AKP’nin kurduğu yeni düzenin parçası haline getirilmiştir.

İkinci olarak; Soros’dan beslenen düşünce kuruluşları tarafından zaten yazılıp hazırlanmış olduğu anlaşılan karşı devrim anayasasının toplumun bütün kesimlerine mal edilerek meşrulaştırılmasında asli rolü oynayacaktır.

Deniz Baykal’a yapılan komployla CHP’ye karşı başlatılan operasyon tamamlanmak üzeredir.Şu anda bulundukları yere pamuk ipliğiyle bağlı olan parti yönetimi, kongreler sürecinde seçilerek iktidarını sonsuzlaştırmayı amaçlamaktadır. Bunun anlamı, Cumhuriyet Halk Partisinin çöküşüdür. Bunun anlamı partisine umutla bağlanmış milyonlarca insanın umutlarının yok oluşudur. Bunun anlamı karşıdevrimin Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırışının kesleşmesidir.

Ne yapmalı?

Bu sorunun yanıtı basittir. Cumhuriyet Halk Partililer, partiyi ivedilikle kurultaya götürmelidir. Götüremiyorsa, kongre sürecinde partiyi CHP’li olmayanlara teslim etmeyecek bir delege yapısı oluşturulmalıdır.

Kurultay’da da koca çınarın gövdesini kemiren; Cumhuriyet Halk Partili olmayanları yönetimden uzaklaştırmalı, yerlerine gerçek CHP’lileri getirilmelidir.

Ardından CHP, kendisini anayasa üzerine tartışma sürecinin dışına atmalıdır. AKP’nin kurduğu düzenin parçası olmaktan kurtulmalıdır. Muhalefeti meclis dışına taşımalı, toplumun tüm muhalif güçleriyle AKP iktidarına karşı ortak mücadeleye girmeldir.
Cumhuriyet Halk Partililer, partilerinin yaşamasını istiyorlarsa, Partiyi; CHP’li olmayan yöneticilerden kurtarmalıdırlar. Bunu başarmaları, Türkiye’de de çok şeyi değiştirecektir.

Ender Erdemil, 27 Kasım 2011





Kılıçdaroğlu neler yaptı? ABD, Suriye, Y-CHP

ender erdemil
Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Washington Post gazetesine bir yazı yazdı. "Türkiye'de muhalefet susturuluyor" başlığını taşıyan yazı “AKP'nin yönetmekte olduğu Türkiye'nin Arap Baharı için model olamayacağı” ifadesiyle başlıyordu. Bu bilgiyi şimdilik aklımızda tutalım.

2011 yılı Aralık ayının ikinci haftası bir CHP heyeti temaslarda bulunmak üzere ABD’ye gitti. Faruk Loğoğlu’nun başkanlık ettiği heyette, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, İstanbul Milletvekili Umut Oran ve Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan da bulunuyordu. Loğ oğlu,14 Aralık 2011 tarihli gazetelerde yer alan haberlere göre Türkiye-ABD ilişkilerinin ''stratejik, model ortaklık'' değil, ''kalıcı ve güvenilir ortaklık'' üzerine kurulması gerektiğini söyledi. Bununla da kalmadı, hükümetin Türkiye-ABD ilişkisine yeterince sahip olmamasının ilişkilerin yeterince sıcak olmamasına yol açtığını, bunun nedeninin de Türk kamuoyundaki ABD karşıtlığı olduğunu ifade etti. Füze kalkanının Türkiye’de konuşlanmasına, İsrail'in veya diğer başka ülkelerin savunulmasına CHP olarak karşı olmadıklarını bile söyledi. ABD karşıtı olmadıklarını, Beşar Esad’ı savunurmuş gibi gösterilmelerini yanlış olduğunu da ilan etti.

Oysa aynı Loğoğlu, 12 Aralık’ta gazetelerde yer alan haberlere göre, Türkiye'nin komşularıyla ilgili yanlış politikalar izlediğini düşündüklerini hatta Rusya ve İran ile ülke içindeki halkın tepkilerine baktıklarında, Türkiye'nin radara ev sahipliği yapmasını yanlış bir uygulama olarak gördüklerini kaydetmişti.

İki günde ne değişmişti de Loğoğlu yüz seksen derece dönmüştü? Loğoğlu ve beraberindekiler, bu iki gün zarfında Pentagon’la görüşmüşler, büyük olasılıkla Kemal Kılıçdaroğlu’ndan da tamlat almışlardı.

Loğoğlu’nun yüz seksen derece dönüşünün gizini Kılıçdaroğlu’nun Washington Post’a yazdığı yazının girişinde aramak gerekir.

Kılıçdaroğlu, AKP iktidarının ülkede hukuku ve demokrasiyi ortadan kaldırarak Türkiye’yi Arap baharı için Model olmaktan çıkardığını yazdı.

Bu Kılıçdaroğlu ya çok saf yada iktidar hırsı gözünü döndürmüş. Demokrasi, hukuk ABD’nin umurunda mı? Umurunda olsa Libya’ya, Irak’a Afganistan’a yaptıklarını yapabilir miydi? Kılıçdaroğlu buna inanacak kadar saf olmadığına göre bize de onunla ilgili ikinci seçeneğe inanmak düşüyor.

Kılıçdaroğlu Y-CHP’yi iktidara getirmeyi aklına koymuştur. Ancak iktidarın kestirme yolunu tercih etmektedir. Bu kestirme yol da BOP Eş-Başkanlığıdır.

Kılıçdaroğlu, “AKP Türkiye’yi model olmaktan çıkardı” derken, “Benim iktidarımda Türkiye Arap baharına model olabilir” demeye getiriyor. Bir yandan CHP’yi AKP’leştirerek yenileştirirken, düğer yandan da Libya’ya gemi gönderilmesi tezkeresine evet diyor, yaptığı başka işler, söylediği başka laflarla, gönderdiği heyetlerle ABD’ye iyi BOP Eş-Başkanı olacağının işaretlerini veriyor. Hem diyor ki: “Bu Tayyip ara sıra yan çiziyor. Ben; aman ha! Yan çizmem.”

Suriye’ye saldırıların artmasının, askeri müdahalenin gündeme getirilmesinin başlıca nedeni de Y-CHP’nin bu işlere karşı çıkmayacağını garanti etmiş olmasıdır. Nitekim Faruk Loğoğlu, Suriye (Suriye’nin nasıl ezileceği) konusunda Türkiye’de bir toplantı düzenlenmesine önayak oluyor. Bu toplantıya katılanlar, Libya İçin BM Güvenlik Konseyinde alınan karaların benzerini İstanbul’da alacaklar.

Değerli Okur, Kemal Kılıçdaroğlu, BOP Eş-Başkanlığına taliptir. Bir yandan ABD’nin diğer yandan cemaatin, öbür yandan AB’nin, beri yandan da etnik ayrılıkçı siyasetin desteğini alarak iktidar olmak peşindedir. İktidar olursa, BOP Eş-Başkanlığını Tayyip Erdoğan’ın bıraktığı yerden sürdürecektir.

Bu arada Türkiye’ye ne olacaktır? Onu düşünmek de Y-CHP’lilerin değil, gerçek CHP’lilerin işi…

Ender Erdemil 8 Şubat 2012
 

Kılıçdaroğlu neler yaptı? Y-CHP ve Sosyalist Enternasyonal

ender erdemil

http://www.guncelmersin.com/EditorNews.asp?ID=1766 2008 yılında CHP ve Sosyalist Enternasyonal başlıklı yazımı yazdığımda, Baykal, başkan yardımcısı olduğu Sosyalist Enternasyonal’in toplantısına katılmayı reddetmişti. Avrupalı sosyal demokratlar Baykal’a, “Milliyetçi söylemlerden vazgeç, öyle gel demişlerdi.” O da: “Gelmem.” dedi.

Yeni CHP, Sosyalist Enternasyonal’e yeniden kabul edildi. Kılıçdaroğlu da Baykal gibi başkan yardımcısı oldu. Mutlaka gururlanmıştır. Öyle ya yönü Avrupa’ya dönük. (Sırtı da halkına…) Milliyetçilikten, Laiklikten, ulus bütünlüğünü savunmaktan, Cumhuriyetçilikten, halkçılıktan, dış politikada “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden tamamen vazgeçmişti. Partiye bu saydıklarıma karşı olanları alıp milletvekili yapmış, çoğunu da Parti Meclisine ve MYK’ya almıştı.
Baykal’ın başaramadığını başarmış mıydı? CHP sosyal demokrat bir parti olmuş muydu? 

Görüntü öyleydi. CHP tabanında Avrupalı sosyal demokratların ne mal olduğunu bilmeyen pek çok kişi sosyal demokrat olduğunu söylüyordu. Bunu söyleyenlerin ezici çoğunluğu da 6 OK’a yürekten bağlıydı. Sosyal demokratlığı solcu olmak bildiklerinden sosyal demokrattılar... Genel merkezlerine de kimi parti içindeki yerini sarsmamak, kimi, AKP’ye karşı durulacağını umarak, kimi de partiyi bölmemek için karşı çıkamıyorlardı. Yoksa Y-CHP’lilerin CHP ilkelerine karşı her çıkışlarında homurdananlar, kızanlar çoğunluktaydı. Üstelik Y-CHP’liler arasında bu işi çok ileriye götürüp, Atatürkçü olan CHP tabanını faşist olmakla suçlayanlar vardı. Yazılarımı izleyenler -son gelişmeler hariç- bunların hepsini yazdığımı bilirler. Bilmeyenlere de Y-CHP’nin ne olduğunu anlamak için daha önce yazdıklarımı okumalarını öneririm.
Sosyalist Enternasyonalin Cape Town’da yapılan toplantısında Kılıçdaroğlu Başkan yardımcılığına seçildi. Gerçek bir sosyal demokrat olduğundan bunu fazlasıyla hak ediyordu (  http://www.guncelmersin.com/EditorNews.asp?ID=1563 )
Toplantılar yapıldı, tartışıldı, sıra geldi sonuç bildirgesine. Sonuç bildirgesinde Avrupalı sosyal demokratlar kimin yanında durduklarını açıkça ortaya koydular. Suriye halkına kan kusturan çapulcuları; Suriye halkı, özgürlük ve demokrasi savaşçıları olarak tanımladılar. Bu çapulcuya verdikleri desteği sürdüreceklerini karar altına aldılar.

Kılıçdaroğlu, Suriye’de savaşan bu “Suriye halkının, bu özgürlük ve demokrasi savaşçılarının” ABD, İsrail, S. Arabistan ve Katar, Türkiye tarafından beslenen, Türkiye’de, ağırlıklı olarak Hatay’da konuşlandırılmış, Libya, Tunus gibi pek çok ülkeden para karşılığı getirilmiş çapulcu sürüsü olduğunu biliyordu. Bu konuyu benim söylediğim gibi olmasa da dile getirdi. Bunları bilen Kılıçdaroğlu, başkan yardımcısı seçildiği Sosyalist Enternasyonal böyle bir kara alırken sus pus oturdu…

Kılıçdaroğlu, bununla da kalmadı. Sonuç bildirgesinde Sosyalist Enternasyonal, Türkiye’deki “Kürt” sorununun İsrail’le Filistin arasındaki soruna benzediğini belirterek; sorunun Birleşmiş Milletler gözetiminde, uluslar arası hukuk kuralları çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, bu konu üzerinde çalışmak üzere özel bir komisyon kurulmasını karara bağladı.

Türkiye’nin bölünmesinin önünü açacak bu karar karşısında Kılıçdaroğlu ne yaptı?

Avrupalı dostları ondan ne bekliyorsa onu yaptı. Sus pus oturdu. Sonuç bildirgesine çekincesini bildiren bir şerh bile koymadı.

Sosyalist Enternasyonal Cape Town toplantısı, CHP ile Y-CHP arasındaki farkı bize göstermedi; gözümüze soktu.

Ender Erdemil, 6 Eylül 2012



8 Ağustos 2014 Cuma

SANDIĞA GİTMİYORUM! #boykot

Pazar günü Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Karşımıza üç aday çıktı.

Bunlardan biri Başbakan Tayyip Erdoğan.

Erdoğan'ın Türkiye'ye yaptığını "cıncıkçı dükkanına giren fil" le mi kıyaslayalım? Cıncıkçı dükkanına giren filin amacı kırıp dökmek değildir. Erdoğan' iktidarını güçlendirmek, servetine servet katmak  için Türkiye'yi kırıp döktü. Bölünme aşamasına kadar getirdi.

İkinci aday Ekmeleddin İhsanoğlu'dur. Uzun yıllar İKÖ Genel Sekreteri görevini yürüttü. ABD ile ilişkilerini başkanın ulusal güvenlik danışmanının yardımcısıyla yürüttü. Menderes'i demokrasi kahramanı, cumhuriyeti eli sopalı ilan etti. Saidi Nursi'ye saygısı ve sevgisi büyük.  "Rahmetli Turgut bey yola çıktığı zaman, devlet karşısında hazırlık yapmıştır. O günkü muktedirler bir plan yapmıştı. Bir senaryo yapılmıştı bu uygulanacaktı. Ama halk ne yaptı. Turgut Özal'ı, bir bürokratı getirdi devletin başına koydu. Bu ülkede en büyük devrimi dönüşümü Türk ekonomisinin önündeki engelleri kaldıran o oldu. Bugün ekonomi turizm tarım dış ticaret gelişiyorsa rahmetli Turgut Bey'in reformlarıyla olmuştur." ifadeleriyle 12 Eylül askeri darbesinin Özal'a, Özal'ın ekonomi politikalarına karşı yapıldığını bile ileri sürdü. Oysa 12 Eylül askeri darbesinin ABD tarafından yaptırıldığı anlaşıldı. AmaçlananınTürkiye'nin ekonomi politikalarının değiştirilerek dışa bağımlılığının güçlendirilmesine karşı çıkan siyasi ve toplumsal muhalefeti susturmak olduğu da sonraki gelişmelerden anlaşıldı. 12 Eylül askeri darbesi, Türkiye ekonomisinin yarım kalan dışa bağımlılaştırılması projesinin hayata geçirilmesini sağladı.

Üçüncü aday, Selahattin Demirtaş, etnik bir siyasetin temsilcisidir. Temsil ettiği siyasetin birinci gündem maddesi de siyasi özerkliktir. Bunun için Türkiye Cumhuriyetinin temel yapısın tanımlayan Anayasa'nın değiştirilemez ilk üç maddesinin değiştirilerek, millet kavramının yeniden tanımlanması, etnik kökene bağlı "çok uluslu vatandaşlık" kavramının düzenlenmesi gerekmektedir.  

Üç adayın da ortak özelliği, "Türkiye'nin geçirmekte olduğu sosyolojik değişime uygun (Şafak Pavey'in ifadesi)" adaylar olmalarıdır.

Sosyolojik değişmeden anlaşılması gerekenler:
1. Türkiye'nin ılımlı İslam devleti haline getirileceği,
2. Vatandaşlık kavramının yeniden tanımlanarak, üniter devletin parçalanacağı,
3. Türkiye'nin BOP çerçevesinde bölgede kendisine verilecek görevleri yapabilir bir yapıya (Yeni Osmanlı Modeli) dönüştürüleceğidir.

Görüldüğü gibi, çok sesliliğin yüceltildiği demokrasimizde cumhuriyetimizi savunacak aday yoktur. Cumhuriyeti savunacak bir adayın çıkarılmasının önü kesilmiştir. Millet, seçeneksiz ve ne yapacağını bilmez halde bırakılmıştır. Hem de cumhuriyeti kuranların kurduğu parti CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından.

Selahattin Demirtaş'ın adaylığı, temsil ettiği siyaset bakımından yapılan hararetli tartışmaların dışında kalmıştır.

Bu süreçte toplumda, Erdoğan, "dehşet verici" İhsanoğlu'da Erdoğan'ın şerrinden "kurtarıcı", "milletin adayı" algısı yaratılarak, milletten Ekmeleddin İhsanoğluna oy vermeleri istenmiştir.

Cumhuriyetin adayı yoktur. Ama millet seçeneksiz de değildir. Seçenek, dayatmayı reddedip, oy kullanmama hakkını kullanarak sandığa gitmemektir.

1.Türkiye'nin ılımlı İslam devletine dönüştürülmesine,
2. Başta ABD olmak üzere bölgede çıkarı olan küresel güçlerin
bölgeyi kan gölüne çeviren politikalarına,
3. Türkiye'nin Ilımlı İslam devleti haline getirilerek,
küresel güçlerin bögedeki "görevlisi" haline getirilmesine
Onay vermemektir.

Seçimden dirençli ve başı dik çıkmaktır.


Sandığa gitmiyorum!